bu toprakların uguru
kuruçeşme
erürker
Sıradaki Haber: MHP ilçe yöneticileri, kültür işleri müdürünü hastanelik etti

YURTTAŞLIK BİLİNCİMİZ VE BAYRAMLARIMIZ

Bir toplumun tam bir ulus, özellikle de demokratik ve çağdaş bir ulus olup olamadığını anlamak için o toplumun ortak sevinçlere ve ortak kederlere katılımlarına bakmak lazımdır. Bunu test etmenin en önemli zamanı da dini ve ulusal bayramlardaki tutum ve tavırlarını gözlemekle mümkündür.

YURTTAŞLIK BİLİNCİMİZ VE BAYRAMLARIMIZ
  • 03-09-2017 01:48

Toplumun bir kesimi ulusal bayramları çok önemseyip dinsel ve kültürel bayramlarda aynı coşku ve heyecanı duyamıyorsa, ya da tersi olarak, diğer bir kesimi dinsel ve kültürel bayramlarda aşırı huzur ve mutluluk bulup ulusal bayramlarda aynı sevinç ve mutluluğuhissedemiyorsa o toplumsal yapıda bir tutarsızlık, bir çözülme ve hatta bir fay hattı var demektir. Aynı şeyleritarihsel başarılar ve kültürel miraslara sahip çıkma, ulusal kahramanlara saygı ve sevgi, şehit cenazelerinde takınılan farklı tavırlar konusundaki ideolojik tutumlarda da gözlemek mümkündür. Peki, ortak sevinç ve ortak kederlerde neden aynı tutum ve davranışta bulunamıyoruz; ulusal nitelikteki kültürel, sanatsal ve bilimsel başarılar neden topluma ortak bir duygu veremiyor. Bir yazarımız Nobel Edebiyat Ödülü alıyor, toplumun bir kısmı buna burun kıvırıyor; yazarı küçümsüyor; bir bilim insanımız Nobel Bilim Ödülü’ne layık görülüyor, bunun sevincini kendi halkı ile paylaşmak istiyor, ancak toplumun diğer bir kısmı bu başarıyı ya görmezden geliyor ya da değersiz ve önemsiz buluyor. Bu farklılık ve kırılmaların temel nedeni ORTAKİYİLERDEN OLUŞAN ÇAĞDAŞ BİR ULUSAL KİMLİK oluşturamamaktan kaynaklanıyor.Dinsel temelli ümmet kimliği ve feodal temelli soy ve ırk kimliği bir türlü çağdaş demokratik değerlerle sentezlenemiyor. Dinsel, tarihsel değerlerimizi ve soy kimliğimizi demokratik çağdaş yaklaşımlarla yorumlayarak ULUSAL YURTTAŞLIK ÜST KİMLİĞİ içinde tutamadık. Peki neden?

 

   Önce Yurttaşlık bilinci nasıl doğdu, demokrasiler nasıl evrenselleşip derinleşti, kısaca anımsatalım. 1789 Fransız Devrimi ile oluşan gelişmelere bağlı olarak feodaliteler ve imparatorluklar çöktü. Ortak bir vatan üzerinde yaşayan herkesin dinine, mezhebine, soyuna, cinsiyetine ve derisinin rengine bakılmaksızın yasalar karşısında eşit oldukları, eşitlik için aynı vatan üzerinde yaşamaları ve aynı ortak idealleri paylaşmaları fikri yaygınlaştı. Böylece vatandaşlık (Compatriote) ya da YURTTAŞLIK kimliği doğdu. Ancak bu kimlik hemen akşamdan sabaha oluşmadı. Zaman zaman, Almanya, İtalya ve İspanya’da olduğu gibi, ırkçı, aşırı milliyetçi faşist kimlikli ideolojik devlet kimlikleri oluştu. Fakat tarihin akışı içinde faşist ve ırkçı akımlar geriledi. Yasaklayıcı laiklikten demokratik laikliğe geçildi. Demokrasi kültürü derinleşti. DEVLET VE YURTTAŞ İLİŞKİLERİ yurttaşlar lehine gelişti. Buyurgan, jandarma devlet anlayışı yerini vatandaşın refahını ve özgürlüğünü sağlayan ve sürekli mal ve hizmet üreten devlete dönüştü. Temel insan hakları, evrensel boyutta, ırk, din,cinsiyet, inanç ve deri renginden bağımsız olarak, güvence altına alındı. Vatandaşlar ya da yurttaşlar iktidarları özgür seçimlerle belirlemeye başladı, yani patron oldu. Kamu ya da devlet yönetiminde her kademede görev yapanlar bu yetkilerini yurttaşlardan almaya başladılar. Yurttaşlar beğenmedikleri yöneticileri seçimlerle görevden aldı. Vergi sorumlusu olarak, devletin finansman kaynağını sağladığı için, kamu yöneticilerinden hesap sormaya başladı. Böylece yurttaşlarına hesap verebilen sorumlu kamu yönetimleri oluştu.

  Peki Türkiye’de ve İslam ülkelerindeki bu çağdaşlaşma ve demokratikleşme süreci, Batı ülkelerindeki gibi, neden doğrusal, olumlu bir çizgide gelişmedi ve neden KALICI bir ortak yurttaşlık kimliği oluşamadı. Bu konuda yazılmış düzinelerle kitap, makale ve tezler mevcuttur.Meraklısı araştırır, okur öğrenir. Şahsi kanaatime göre bunun bazı temel nedenleri şunlardır:

1-      Din ve devlet işlerinin, yani hilafet ve saltanatın tek kişinin şahsında olması. Bilindiği gibi, kutsal kitabımız Kur’an-ı Kerim’e göreevrende ne varsa her şey Allah’ındır. Dünyadaki tüm nimetler, doğadaki her şey insanlara nimet olarak verilmiştir.Çünkü insanlar yaratılmışların en şereflisidir. Bu nimetlerin fakirleri ve yetimleri kayıracak şekilde, adil olarak paylaşılması gerekir. İnsanlar da Allah’ın kuludur. Bu yaklaşım çok doğrudur ve olması gerekendir.Ancak, Dört Halife döneminden sonra, Emevi Saltanat yönetimi ile birlikte HİLAFET kurumu doğdu.

SALTANATIN SAHİBİ OLAN HALİFELER KENDİLERİNE ‘’Halifetullah, haşa Allah’ın Vekili’’ sıfatını icat ettiler. Kendilerini Allah’ın mirasçısı ve tek yetkilisi saydılar.Dolayısıyla, insanlar halifenin, kulu,ülke Topraklarında halifenin mülkü oldu.Allah tarafından, tüm insanlar ve hatta tüm canlıların  yararlanması ve paylaşılması için yaratılan doğa, halifenin,yani sultanların mülkü konumuna indi. Müslümanlar, yaşadıkları ülkede, mal sahibi değil, kiracı konumuna düştüler. Geriye hilafet ve saltanatı elinde tutanların insaf ve adalet anlayışına kaldı. Bireyselleşme ve yönetime katılma gelişemedi. Beşeri saltanat buyrukları, fermanlar, insanlara ilahi ve uyulması zorunlu dini emirler kisvesi ile sunuldu.  

2-      Türk Toplumunun İslam öncesi devlet geleneklerine göre insanlar devlet içindi. Devlet kutsaldır ve BABADIR. Evin ve arazinin tapusu nasıl ki çocukların değil, babanın ise, ülkenin sahibi de devletti. O halde devlet halkın babası konumumdadır. Türklerde, ataları kutsallaştırma ve tapınma (Ataizm) ve devleti kutsallaştırma kadim bir gelenektir. Ziya Gökalp’ın şiirinde söylediği gibi, geriye halka, devlete karşı ‘’Gözlerini kapamak ve vazifesini yapmak’’ kalır. Halkın amiyane söyleyişi ile,‘’Ben sizin babanızım, ben ne dersem o olur’’ anlayışı egemendir. Yanlış anlaşılmış ve gelenekleşmiş bir hilafet ve saltanat anlayışı ile devleti kutsallaştıran bir Türk geleneği Selçuklu ve Osmanlı yönetimlerinde Sasani-Fars ve Bizans kültürleri ile harmanlanarak ete kemiğe büründü.Türkiye Cumhuriyeti de böyle bir mirası devraldı. Türk İslam sentezi denilen şey özünde budur.Atalardan ve devletten bağımsızlaşma ve özgürleşmeye müsait bir alt yapı oluşamadı. Lider kültü önemini hep korudu.  

3-      Çağımızın devletleri fetihlerin ya da işgallerin getireceği ganimetler ya da başka ülkelerden alınan haraçlarla yaşayamaz. Devletin ve tüm kamu görevlileri ve kamu hizmetlerinin parasal kaynağı ve finansörü yurttaşlardır; çeşitli adlar altında yurttaşlardan alınan dolaylı ve dolaysız vergilerdir. Kamuyu finanse etmek için alınan iç ve dış borçları faizleri ile birlikte geri ödemek yine vatandaşın sırtına biner. Ayrıca bizim ülkemizde dolaysız vergilerin miktarı çok düşüktür. Dış ve iç borçların çokluğu ve dolaysız vergilerin düşüklüğü yurttaşların, vergi yüküne katlanma bilincini erozyona uğratmıştır. Halbuki batı toplumlarında halk kendi gücünün bilincindedir. Halkın kendi oyları (milli irade) ile siyasi iktidarı oluşturma ve vergileri yani ekonomik-parasal katkıları ile de oluşturduğu siyasi iktidarı denetleme ve hesap sorma bilinci yüksektir. Verdiği oyun ve taşıdığı mali yükün derin bilincine varmıştır. Kısacası Batıda halk yetki verdiği ve finansmanını vergileriyle üstlendiği siyasi iktidarların patronudur. Türk halkı, günümüz de dahil olmak üzere, hiçbir zaman siyasi iktidarların patronu olamamıştır. Soy, kabile, ırk, bölge, din, mezhep, tarikat, ağırlıklı kültür kalıntılarını geride bırakamamıştır.Siyasi erki elinde tutanlar da bu eski kalıntıları kendi amaçları doğrultusunda kaşımaya ve kullanmaya devam ediyorlar.

 Sonuç: Ortak sevinçleri ve ortak kederleri birlikte yaşama ortak paydalardan doğan ortak bilinçle olur.Ortak paydalar, tüm inançların, ırkların, soyların, etniklerin, dinlerin, mezheplerin, bölgelerin ve bunların gelecek tasavvurlarının,  hepsinin ortak iyisidemektir.Eğer eğitim sistemimiz, geçmişten günümüze gerçek anlamda milli olsaydı ortak iyiyi ve YURTTAŞ KİMLİĞİNİ yakalamış olurduk.O zaman hep birlikte sevinir hep birlikte üzülürdük.Kurban Bayramı da, 30 Ağustos Zafer Bayramı da bizim ortak iyimiz ve sevinç kaynağımızdır.

DİNİ VE ULUSAL BAYRAMLARIMIZI AYNI BİLİNÇLE KUTLAYANLARA NE MUTLU.İYİ BAYRAMLAR.

 

   Prof.Dr. Halil Çivi



HABERE YORUM YAZIN
Habere Ait Yorum Bulunmamaktadır....

Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.